Wednesday, February 11, 2009

Pianist and Composer Fazil Say

He is not merely a pianist of genius; undoubtedly he will be one of the great artists of the twenty-first century.’ (Le Figaro)

Born in 1970 in Ankara, Turkey, Fazıl Say studied piano and composition at the Ankara State Conservatory. At the age of seventeen he was awarded a scholarship that enabled him to study for five years with David Levine at the Robert Schumann Institute in Düsseldorf.

From 1992 to 1995 he continued his studies at the Berlin Conservatory. In 1994 he was the winner of the Young Concert Artists International Auditions, which gave a rapid start to his international career.


Fazıl Say is a regular guest with the New York Philharmonic, the Israel Philharmonic, the Baltimore Symphony, the St Petersburg Philharmonic , the BBC Philharmonic, the Orchestre National de France and other leading orchestras across the globe.



He has appeared at the Lucerne Festival, the Ruhr Piano Festival, the Rheingau Music Festival , the Verbier Festival, the Montpellier Festival, the Beethoven Festival Bonn, and in all the world’s leading concert halls, including the Concertgebouw in Amsterdam, the Berlin Philharmonie, the Vienna Musikverein, Suntory Hall in Tokyo, Carnegie Hall and Avery Fisher Hall in New York, and many others. In the 2003/04 season he made debuts at the Salzburg Festival, Lincoln Center Festival in New York, Harrod’s Piano Series in London and the World Piano Series in Tokyo .

His chamber music partners include Yuri Bashmet and Shlomo Mintz. In 2004 he made a major tour of Europe and the USA with Maxim Vengerov, appearing at such venues as Carnegie Hall, the Vienna Musikverein, the Amsterdam Concertgebouw, the Barbican Centre in London, and the Salzburg Festival. He will tour Europe and Asia with Akiko Suwanai in 2006.

Say’s passion for jazz and improvisation led him to found a ‘Worldjazz’ quartet with the Turkish ney virtuoso Kudsi Ergüner. During the summer of 2000 the quartet performed to a triumphal reception in St. Denis, Paris, Montpellier, at the Montreux Jazz Festival, the Istanbul Jazz Festival and the Juan-les-Pins Festival. In 2005 he made a return visit to Montreux for a concert and workshop, appearing with Bobby McFerrin among others .

Fazıl Say is just as much a composer as he is a pianist.
He wrote the work Black Hymns at the age of sixteen. In 1991 he premiered his Concerto for Piano and Violin with the Berlin Symphony Orchestra, and in 1996 his second piano concerto Silk Road was given its first performance in Boston. Fazil Say played the latter work more than a dozen times in the course of the 2003/04 season.
His oratorio Nazim, based on poems by the famous Turkish poet Nazim Hikmet and commissioned by the Turkish Ministry of Culture, was premiered in Ankara in 2001 in the presence of Turkey’s President. Say gave the world premiere of his Piano Concerto no. 3 (commissioned by Radio France and Kurt Masur) in Paris with the Orchestre National de France under Eliahu Inbal in January 2002, to great public and critical acclaim. His oratorio Requiem for Metin Altiok was premiered in 2003 at the Istanbul Festival before an audience of 5000. In May 2005 he gave the premiere of his Fourth Piano Concerto, commissioned by ETH Zürich, in Lucerne.


He has composed highly virtuosic adaptations for piano and orchestra of such works as Mozart’s Rondo alla turca and Paganini Jazz. The city of Vienna has commissioned a ballet for Mozart Year, which will be given its first performance there in early February 2006. He is also writing a new solo piece for the 2006 Salzburg Festival, and an orchestral work is at the planning stage. In 2003 he was appointed ‘Artist in Residence’ by Radio France, a position he also holds at the 2005 Bremen Festival.


Fazıl Say’s first recording, a Mozart disc released in 1998, garnered rave reviews from the press. His discography includes Gershwin’s Rhapsody in Blue and I Got Rhythm Variations with the New York Philharmonic and Kurt Masur, a Bach recital, and Stravinsky’s own arrangement of Le Sacre du Printemps for four hands (in which Say plays both parts).



He has received numerous international awards for this recording, including the 2001 Echo-Preis Klassik and the 2001 German Music Critics’ Best Recording of the Year Award. He has performed the work live to ovations in concert halls around the world. Another of his recordings couples Tchaikovsky’s Piano Concerto no.1 (with the St Petersburg Philharmonic under Yuri Temirkanov) and Franz Liszt’s Piano Sonata.

His first recording under a new contract with Naïve, exclusively devoted to his own works, attracted international attention. The second, acclaimed worldwide as a significant Mozart release, presents three of that composer’s concertos with the Zurich Chamber Orchestra under Howard Griffiths.


Highlights of his schedule for 2005/6 include appearances at the Salzburg, Verbier, and Lucerne Festivals and at Mozart festivals in Vienna, Zurich, and Warsaw, as well as tours of the USA, Germany, Japan, Israel, China, Italy (including appearances with the Baltimore Symphony Orchestra), South Africa (featuring a concert with Abdullah Ibrahim) and many other countries.

In May 2005 he composed his first soundtrack, for the film Ultima Thule by the Swiss director Hans-Ulrich Schlumpf (who made Congress of Penguins), scheduled for international release in November 2005.


In the summer of 2005 the Franco-German television channel Arte shot a full-length portrait of Fazil Say in Istanbul, Aspendos, Munich, and other places. In 2005 a DVD production of his work for chorus and orchestra Nazim was filmed in Aspendos.
July 2005






Tuesday, February 10, 2009

Turkish turbine blade in Japan

ÇILGIN TÜRKLER'DEN EŞREF USTA'NIN TORUNLARI İLK TÜRK RÜZGAR TÜRBİN KANATLARINI JAPONYA'YA İHRAÇ EDİYOR

ALKE İnşaat AŞ, Japon FUJİ HEAVY INDUSTRIES firması için 2,0 MW gücündeki rüzgar türbinlerinde kullanılmak üzere, kompozit malzemeden ürettiği 39 m. boyundaki kanatların teslimine başladı. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde kurulu 20.000 m2 kapalı alana sahip “ALKE Eşref Atalay Tesisleri”nde, “Germanische Loyd (GL) Üretim Yeterlilik Sertifikası’ alan ALKEG, Türkiye’de ilk olarak hem “kanat dayanıklılık testi” yapıp, hem de GL sertifikası alabilen ilk tesis olma özelliğine de sahip bulunmakta.
Bu tesislerde yılda 600 adet türbin kanadı ve 100 adet 80 metrelik türbin kuleleri imal edilecek. 700 kişinin istihdam edilmesi ve 80 milyon Euro gelir elde edilmesi planlanıyor. Tamamına yakını ihraç edilecek olan üretimde yerli katkı payı %85.
Kaderin bir cilvesi; Kurtuluş savaşımızda İngiliz’lerden kaçırarak, İtalyan’lardan tedavülden kalkmış uçakları hibe yoluyla alarak, kanatlarındaki delikleri “paça tutkalı” ile yamayıp düşmanın karşısına çıkan Türk ordusunun ilk uçak makinistlerinden ve “Şu Çılgın Türkler” kitabında da adı geçen Eşref Usta’nın (Atalay) torunları olan ALKE’nin sahipleri, bu kez kanat teknolojisini Japonya’ya ihraç ediyorlar.
ALKE inşaat Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Levent Kemaloğlu “Aslında bu sadece ALKE’nin değil, MUSTAFA KEMAL’in Türkiye’sinin de gururu olacak bir tesis, tamamını yerli sermaye ile kurduk, dünyanın önde gelen türbin üreticilerine üretimi hedefledik. İhraç edeceğimiz mallardaki ithal katkı %15’i geçmemekte. Yatırım tutarımız da toplam 20 milyon Euro’yu bulacak”
http://www.enerjiplatformu.com/ruzgar/1472-cilgin-turklerden-esref-ustanin-torunlari-ilk-turk-ruzgar-turbin-kanatlarini-japonyaya-ihrac-ediyor

Monday, November 10, 2008

Gene found by a Turkish doctor that causing anevrizma

Türk doktordan müthiş buluş !

Çalışmalarını ABD'deki Yale Üniversitesinde sürdüren Prof. Dr. Murat Günel tarafından yapılan araştırmayla, beyin kanamalarına yol açan anevrizmaya neden olan 3 gen bulundu.

Araştırma sayesinde, anevrizma oluşma riski yüksek hastalar basit bir kan testiyle tespit edilerek, beyin kanamaları önlenebilecek

.Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları (Nörovasküler) Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof Dr. Murat Günel'in, aynı üniversiteden Dr. Richard Lifton ve Türk doktorlar Kaya Bilgüvar, Yaşar Bayrı ve Zülfikar Arlıer ile birlikte yürüttüğü 15 yıllık araştırmanın sonuçları, dünyanın en büyük tıp dergilerinden biri olan Nature Genetics'te yayınlandı.

Araştırmada, Hollanda'nın yanı sıra, dünyada anevrizmaya bağlı beyin kanamalarının en çok görüldüğü Finlandiya ve Japonya'dan toplanan 10 binin üzerinde kan örneğinden elde edilen genetik materyal (DNA) kullanıldı. Bunların yaklaşık 2 bin 200'ü anevrizma hastalarından, 8 bini de sağlıklı, anevrizması olmayan insanlardan toplandı.

Araştırmada ilk olarak, Avrupalı hastaların kanlarındaki (DNA) 300 bin değişik bölgeye bakıldı. Sonuçta, 3 bölgedeki değişikliklerin anevrizma riskini tüm dünya toplumlarında artırdığı belirlendi.Araştırma sayesinde, basit bir kan testiyle beyin kanaması olmadan anevrizma oluşma riski yüksek hastaların tespit edilebileceği bildirildi.Bu kişiler belirlenince, MR Anjiyo ve KT Anjiyo gibi radyolojik tetkiklerle takip edilebilecek. Oluşumu belirlenebildiği takdirde de anevrizma, patlamadan önce cerrahi veya damar içi yöntemler kullanılarak tedavi edilebilecek.ANEVRİZMA OLUŞMASININ NEDENLERİGünel, bu araştırma sayesinde ortaya çıkarılan 3 genin tespitiyle, söz konusu hastalığın oluşum nedenlerinin de anlaşılmaya başlandığını bildirdi.Araştırmayla, hiç beklenmedik bir şekilde, her 3 genin de damarlardaki bozukluğu tamir eden kök hücreleri etkilediğinin belirlendiğini anlatan Günel, ''Bu genlerdeki bozukluklar, beyin damarlarının sertleşerek erken yaşlarda bile yaşlanmalarına yol açıyor. Bu erken yaşlanmaya bağlı olarak da anevrizmalar ortaya çıkıyor ve zamanla patlayarak beyin kanamalarına ve felçlere sebep oluyor'' şeklinde konuştu.Günel, uzun vadedeki hedefinin, bu sonuçlara bağlı olarak yeni tedaviler geliştirerek, anevrizmaları kanamadan teşhis edip yeni yöntemler kullanarak hastaları iyileştirmek olduğunu söyledi.

TÜRKİYE'DE ANEVRİZMA HASTALIĞI

Günel'in verdiği bilgiye göre, anevrizmaların toplumda görülme riski yaşla artıyor.ABD'de yapılan araştırmalara göre, hastalık 60 yaşında toplumun yüzde 5 gibi büyük bir kısmını etkileyebiliyor.

Türkiye gibi sigaranın çok içildiği ve yüksek tansiyonun sık görüldüğü toplumlarda, bu oran yüzde 5'in üzerine bile çıkabiliyor. Ancak, Türkiye'de bu konuda yapılan bir araştırma olmadığı için, tam bir sayı verilemiyor.

Sadece Türkler'de etkin genlerin varlığının mümkün olduğunu, ancak, Türkiye'de böyle bir araştırma yapılmadığı için bunun var olup olmadığının henüz bilinmediğine dikkati çeken Murat Günel, ''Bu yüzden böyle bir araştırmanın Türkiye'de de yapılarak, Türkler'e özgü bu genlerin saptanması halinde, gereken önlemlerin alınması çok önemli'' diye konuştu.

http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=134981,9

Sunday, November 2, 2008

Turkish film "Nokta" awarded "Best Soundtrack" in France

Turkish film "Nokta" awarded "Best Soundtrack" in France
"Nokta", a film by Turkish director Dervis Zaim won the "best soundtrack" award at the 30th Mediterranean Film Festival in Montpellier, France.
Composer Mazlum Cimen, who wrote the soundtrack for “Nokta”, also won five awards at this year’s Golden Orange Film festival in Antalya, four awards at the Golden Cocoon festival in Ankara and "best director" award at the Istanbul Film festival.

Thursday, October 30, 2008

New mineral from a Turkish scientist


New mineral found by a Turkish scientist:
Meridianiite found in the seas salt where the Hokkaido iceland in Saroma Lake in Antartica..
Formula:MgSO4·11H2O
System:Triclinic
Name: Named to reflect the locality on Mars where the MER rover Opportunity observed crystal molds in sedimentary rock that are thought to be caused by minerals that have since dehydrated or dissolved.
A phase that is stable with a saturated brine or with ice and which melts above 2°C into a slurry of Epsomite and water. It has now been found occurring naturally on Earth (on the surface of a frozen pond) and is suspected of existing on Mars.


Peterson, R.C., W. Nelson, B. Madu, and H.F. Shurvell (2007) Meridianiite: A new mineral species observed on Earth and predicted to exist on Mars. American Mineralogist, Volume 92, pages 1756-1759.Minerals Approved June 2007 - IMA website.Peterson, R.C. & Wang, R. (2006): Crystal Molds on Mars: Melting of a possible new mineral species to create Martian chaotic terrain. Geology, 34, 957-960. Peterson, R.C., Nelson, W., Madu, B., Shurvell, H.F. (2007): Meridianiite (MgSO4·11H2O): a new mineral species observed on Earth and predicted to exist on Mars. Seventh International Conference on Mars, 3124. (http://www.lpi.usra.edu/meetings/7thmars2007/pdf/3124.pdf)Fortes, A.D., Wood, I.G., Knight, K.S. (2008): The crystal structure and thermal expansion tensor of MgSO4–11D2O (meridianiite) determined by neutron powder diffraction. Physics and Chemistry of Minerals, 35, 207-221.

F. Elif Genceli, Martin Lutz, Anthony L. Spek, Geert-Jan Witkamp (2007):Crystallization and Characterization of a New Magnesium Sulfate Hydrate MgSO4 · 11H2O. Crystal Growth & Design 2007, Vol 7, No. 12, 2460-2466


Turk kimyaci yeni bir mineral kesfetti!

ISTANBUL (AA) - Istanbul Teknik Universitesi (ITU) Kimya Muhendisligi Bolumu mezunu olan ve halen Hollanda’da Delft Teknik Universitesi’nde kimya muhendisi olarak gorev yapan Dr. Elif Genceli, doktora calismasi sirasinda, Antartika buzulunda “Meridianiite” adini verdigi yeni bir mineral kesfederek uluslararasi literature girdi.

Dr. Gencel’in adini “Meridianiite” koydugu ve formulu “MgSO4•11H2O” olan mineral, International Mineral Association’dan (IMA) onay alarak literature girdi. Dr. Genceli, “2005’te, MgSO4’un (Magnezyum sulfat) dusuk sicakliktaki molekul yapisi ‘MgSO4•11H2O’nun bilimsel literaturde hatali kayitli oldugunu bulmustum. Molekulun mineral oldugunun ispati icin dunya uzerinde herhangi bir yerde dogal olarak olustugunun kanitlanmasi gerekiyordu.
Yaptigim arastirmada bunun Antarktika buzulunda olabilecegini dusundum. 2007 yili Ocak ayinda Japonya’ya gittim, orada Antarktika buzulunda ve Hokkaido Adasi-Saroma Golu’ndeki deniz tuzunda bu minerali buldum.”
ITU Makine Fakultesi ogretim uyelerinden merhum Prof. Dr. Osman Feyzi Genceli’nin kizi olan ve kucuklugunden beri en buyuk hayalinin akademisyen olmak oldugunu soyleyen Elif Genceli, calismasinda molekulu once laboratuvarinda sentezleyip sonra da Antartika buzulunda buldugunu ifade etti.

Hollanda’da Delft Teknik Universitesi’nde kimya muhendisi olarak gorev yapan Dr. Elif Genceli, doktora calismasi sirasinda, Antartika buzulunda “Meridianiite” adini verdigi yeni bir mineral kesfederek uluslararasi literature girdi.(AA)

Wednesday, May 28, 2008

Turkey's Ceylan wins best director prize at Cannes,2008


Turkey's Ceylan wins best director prize at Cannes,2008

"I dedicate this award to my lonely and beautiful country which I love with passion," said Ceylan, delivering a speech after American actor Sean Penn announced his name as the "Best Director."

"The film is about life, about many things, about the inner world," he told AFP in an interview.
"I don't make films on this or that as that is too didactic. And by the time I've ended a film the idea may have changed.
"http://www.hurriyet.com.tr/english/turkey/902...

Left: AFP Photo: Turkish director Nuri Bilge Ceylan acknowledges the audience after winning Best Director prize during the...

CANNES, France (AFP) — Turkey's Nuri Bilge Ceylan won Cannes' Best Director prize on Sunday for his searing family drama "Three Monkeys".
Ceylan, almost 40 and already winner of a batch of awards for his first four features, is regarded as one of the most distinctive film-makers of the last decade.
"Three Monkeys", a tragedy revolving around jealousy, was his third appearance in competition at Cannes, where the movie was a critics' favourite among the 22 vying for the prestigious Palme d'Or award.
"The film is about life, about many things, about the inner world," he told AFP in an interview. "I don't make films on this or that as that is too didactic. And by the time I've ended a film the idea may have changed."
After running over a man at night, a politician running for election bribes his driver to claim responsibility for the accident. But while the man is in prison, the politician seduces the driver's wife, and her son, a young adult, sees it all.
Ceylan, maker of "Uzak" and "Climates", is a master of psychological subtlety and intimacy, shooting meticulously beautiful images helped by his use of high-definition digital video.

Nuri Bilge Ceylan is a talented director, and we wish him good luck for his future projects.



Sunday, May 25, 2008

New Generation Imaging Technology using 'Nanotechnology'


A new generation of the world technology of optoelectronic provides DVD,LCD mobile phone technology screen, digital cameras and such similar equipment a better quality colour and higher resolutions produces significant results in cheaper cost

Note:Details in English version of this news to come...

Dünya bu buluşla sarsılacak.

Geleceğin teknolojisini Türk dahi üretti.


Bilkent Üniversitesi doktora öğrencisi Bayram Bütün, organik kimya ve nanoteknoloji kullanarak yeni nesil görüntüleme sistemlerinde kullanılabilecek geleceğin teknolojisini üretti.


Dünya optoelektronik teknolojisinde yeni bir çığır açması beklenen teknoloji ile yeni nesil DVD, LCD, cep telefonu ekranı, dijital fotoğraf makinesi gibi görüntü cihazlarında ve sağlıkta kullanılan görüntüleme teknolojilerinde milyonlarca renk çok daha ucuza ve yüksek kaliteyle elde edilebilir hale geldi.

Üniversitenin Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü doktora öğrencisi Bayram Bütün, Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programları kapsamında olan ve TÜBİTAK tarafından da desteklenen nanoteknoloji çalışmaları hakkında bilgi verdi. Doktora çalışmalarını Descartes ödüllü bilim adamı, Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Ekmel Özbay'ın danışmanlığında Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde (NANOTAM) sürdürdüğünü kaydeden Bütün, çalışmalarının özellikle kolay erişilebilir ve işe yarar nanoteknoloji geliştirmek üzerine odaklandığını belirtti.

Bayram Bütün, yeni geliştirdikleri nanoboyutlarda ışık kaynakları üzerine yaptıkları çalışmaları ile ilgili şu bilgileri verdi: “Geleneksel olarak lazerlerin ve LED'lerin çalışma dalga boyları bu ışık kaynaklarının yapıldığı malzeme olan yarı-iletkenlerin özellikleri ile sınırlıdır. Bu nedenle her farklı renkte çalışacak olan lazer için farklı bir yarı iletken kullanmak gerekir. Bu da farklı renklerde çalışması gereken lazerlerin maliyetlerinin çok yükselmesine neden olur.



Farklı renk elde etmenin en ucuz yolu ışık yayan sentetik organik polimerler kullanmaktır. Ama bu malzemelerden elektrik akımı çok zor geçtiği için yüksek kalitede ışık kaynağı yapmak mümkün değildir.” Bütün, NANOTAM'da Prof. Dr. Özbay başkanlığında yürüttüğü çalışması ile sentetik polimerler kullanarak nanoteknoloji temelli yüksek kalitede ışık kaynağı üreten organik lazer teknolojisini geliştirdiğini ifade ederek, “Bu teknoloji ile çok daha ucuza görüntü cihazı yapmanın yolu açıldı” diye konuştu.



İSTENEN RENKLERDE NANO IŞIK KAYNAKLARI Prof. Dr. Ekmel Özbay ise kansız ameliyatlarda, lazerle yara iyileştirmede, böbrek taşı tedavisinde, göz tedavilerinde, dişçilikte ve benzeri sağlık alanlarında, yüksek çözünürlüklü projeksiyon ekranlarında, DVD'lerde, lazer tabanlı reklam panolarında, LCD ekranlarda, cep telefonu ekranlarında dijital fotoğraf makinlerinde, MP3 oynatıcılarda, hologramlarda ve diğer pek çok uygulamalarda farklı renklere sahip çok daha ekonomik lazerlere ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.



Hem düşük maliyetli hem de farklı renklerde lazer yapabilmek için Bütün'ün ve projede görev alan diğer NANOTAM araştırmacılarının nanoteknoloji kullanarak yüksek performanslı LED'leri (Işık yayan diyot) ve sentetik organik polimerleri biraraya getirdiğini anlatan Özbay, “Bu sayede, LED'lerin elektriksel üstünlüklerini, organik malzemenin ucuzluk, seçenek çokluğu ve optik üstünlüğüyle birleştirerek istenen renklerde çalışan nanometre boyutlarında nanoışık kaynakları yapma başarısı gösterildi” dedi.



Bütün'ün yeni çalışmalarını değişik yapılarda lazer konfigürasyonları üzerine ve değişik organik polimerler kullanarak devam ettirdiğini söyleyen Özbay, şunları kaydetti: “Bu çalışmamız merkezimizde kurduğumuz bilimsel altyapıyla en başından en son aşamasına kadar kendi kendimize gerçekleştirdiğimiz çalışmadır. Bu nedenle Bilkent NANOTAM'da geliştirdiğimiz bu nanoteknoloji için rahatlıkla 'Made in Turkey' diyebiliyoruz. Bu nanoışık kaynağı hem günümüzde, hem gelecekte bir çok uygulamada kullanılabilecek özelliklere sahip üstün özelliklere sahiptir.” Özbay,



Bütün'ün çalışmasının “Nanotechnology” dergisinin Nisan 2008 sayısında yayımlandığını da bildirdi. Veteknoloji İnternethaber
http://www.kononline.com/haber/1749/Bu-bulus-dunyayi-sarsacak.html